Slavoj Žižek’in 2021’de Kobanê Üniversitesi’nin açılışında verdiği “Demokrasi Hâlâ Bir Seçenektir” başlıklı konferans, “İmkansız Özne: Kürtler, Rojava ve Günümüz Komünizmi” adıyla kitap olarak yayımlandı. Luvi Yayınları’nın Türkçe ve İngilizce edisyonlarını okurla buluşturduğu çalışma, özgürlükten sonra nasıl bir toplumsal hayat kurulacağı sorusunu merkeze alıyor.
![]()
Konferansın deşifresini yapıp Türkçeye çeviren Binevş Güney’in çalışmasının editörlüğünü gazeteci Osman Damla üstlendi. Kitap, Rojava deneyimini demokrasi, kadın özgürleşmesi, ekoloji ve kapitalizm eleştirisi başlıkları üzerinden tartışıyor.
Kobanê’de direnişin ötesinde gelecek arayışı
Kitabın sunuşunda, konferansın Kobanê’de yapılmasının metne ayrı bir anlam kattığı belirtiliyor. Elektrik ve internet kesintileri ile bağlantı sorunları, düşünsel üretimin savaşın, yıkımın ve maddi imkânsızlıkların ortasında gerçekleştiğine işaret ediyor. Kobanê Üniversitesi’nin açılışı da yıkımın ardından yaşamı yeniden kurma iradesinin bir ifadesi olarak ele alınıyor.
Žižek, Kürtleri jeopolitik rekabetlerin edilgen kurbanları olarak değerlendirmek yerine, kendi alanlarını açabildikleri koşullarda toplumsal hayatı yeniden örgütleme çabaları üzerinden ele alıyor. Rojava’nın önemi de yalnızca direnişle değil, geleceğin nasıl kurulacağı sorusunu somut bir deneyime dönüştürmesiyle ilişkilendiriliyor. Farklı kimliklerin birlikte nasıl yaşayacağı ve direnişin ardından nelerin inşa edileceği bu tartışmanın parçası.
Liberal demokrasi ve halkın temsili
Çalışmanın temel başlıklarından biri Demokratik Konfederalizm. Žižek, liberal demokrasinin krizini yalnızca seçim sistemleri ya da parlamentoların işleyişiyle açıklamıyor; siyasi kurumların toplumsal hoşnutsuzluğu ifade etme kapasitesini de sorguluyor. Bu sorunların Batı’nın yerleşik demokrasilerinde de görüldüğünü savunuyor.
Žižek, parlamenter sistemi eleştirirken doğrudan demokrasiyi idealize etmiyor ve halkı tek, homojen bir özne olarak kabul etmiyor. Siyaseti, önceden oluşmuş bir halk iradesini temsil etmekten çok, ortak bir siyasi ufku birlikte kurma süreci olarak değerlendiriyor.
Liderlik ve “iyi yabancılaşma”
Liderliğe ilişkin tartışmada, insanlara ne yapmaları gerektiğini buyuran otoriter bir figür yerine, ortak bir gelecek ihtimalini görünür kılan ve insanların kendi imkânlarını fark etmesine katkı sunan bir anlayış öne çıkıyor. Abdullah Öcalan’ın rolü de bu çerçevede, emir vermekten ziyade umut yaratma ve siyasal imkânı temsil etme kapasitesi üzerinden ele alınıyor.
Kitapta “iyi yabancılaşma” kavramı da tartışılıyor. Bu yaklaşım, özgürlüğün her karara sürekli katılım anlamına gelmediğini; su, elektrik ve sağlık gibi kamusal hizmetlerin güvenilir biçimde işlemesinin de özgürlük alanı oluşturabileceğini ifade ediyor.
Oryantalizm ve otoriter kapitalizm eleştirisi
Žižek, Batı popüler kültüründe Ortadoğu’nun ve Rojava’nın kaosla özdeşleştirilmesine dayanan oryantalist kalıplara itiraz ediyor. Kürtlerin şiddet ve kuşatma koşullarında katılımcı, akılcı ve toplumsal yaşamı kurmaya dönük bir yaklaşım geliştirdiğini savunuyor.
Kitapta kapitalizm ile demokrasi arasında zorunlu bir bağ bulunduğu fikri de sorgulanıyor. Žižek, kapitalizmin otoriter siyasi biçimlerle birlikte işleyebileceğine dikkat çekerek “otoriter kapitalizm” kavramını öne çıkarıyor.
Komünizm ve sınırları aşan ortak sorunlar
Komünizm tartışması, geçmişin devletçi modellerine geri dönme çağrısı olarak sunulmuyor. Su, enerji, sağlık, salgınlar ve küresel ısınma gibi ortak meselelerin piyasa ilişkilerine bırakılamayacağı; bunların ulusal sınırları aşan bir koordinasyonu gerektirdiği vurgulanıyor. Rojava’nın yerel ve özgün deneyiminin daha geniş bir siyasi öneriye dönüşüp dönüşemeyeceği, devletsizlik ve Demokratik Konfederalizm’in felsefi anlamıyla birlikte ele alınıyor.
Metin, Rojava’yı romantik bir ütopya olarak anlatmak yerine jeopolitik dengeler, geçici ittifaklar ve siyasi pragmatizm gibi unsurları da dikkate alıyor. Demokrasi, liderlik, kadın özgürleşmesi, ekoloji, kapitalizm ve toplumsal örgütlenme başlıkları, Kobanê deneyiminin “sonrası” üzerine yürütülen tartışmanın içinde yer alıyor.
“Özgürlükten sonra ne yapacağız?”
Kitabın temel sorusu, bir halkın kendisi için çizilen sınırların ve belirlenen geleceklerin dışına çıkarak kendi yaşamını kurup kuramayacağı. Çalışma, bu soruyu yalnızca Kobanê ve Kürtlerle sınırlamıyor; özgürlük elde edildikten sonra nasıl bir hayat kurulacağı meselesini daha geniş bir tartışmaya açıyor.